
Yoksa okuryazar mısın? Hatırlayabildiğiniz en küçük yaşanızı düşünün, ne de çok soru sorduğunuz aklınıza geliyor mu? Küçüklükten itibaren sürekli soru sorarak merakımızı gidermeye çalışırız. Bizden yaş olarak daha büyük kişilerden yeni bilgiler öğrenmek için çabalarız. Zaman geçtikçe, özellikle genç yetişkin çağına geldiğinde insan, artık bir başkasının sorularına tahammül edemez, ne çok soru soruyorsun diye cevap verir hale geliyor değil mi? O küçük yaşlarda, merak ettiği bütün soruları soran çocuk, soru kabul etmez oluyor.
Lise yıllarımda ingilizce öğretmenimizin klasik sorusu vardı. “What are you doing in your free time?” (Serbest zamanında ne yaparsın?) ve tabii o klasik cevap “read a book” (kitap okurum). İngilizce öğretmenimiz bu cevabı kabul etmezdi “kitap boş zamanda okunmaz kitap için zaman ayırman gerek” diye söylerdi. O zaman anlam veremesem de şu an daha anlamlı hale geldi.
Okuma eylemi Türk Dil Kurumu’na göre “Bir yazıyı meydana getiren harf ve işaretlere bakıp bunları çözümlemek veya seslendirmek” olarak ifade edilmektedir. Bu tanımlamayı düşününce birinci sınıf halim aklıma geldi. Harfleri daha yeni yeni çözümlemeye başlamış, bulduğu her şeyi okumaya çalışan kişi. Plakalar, levhalar, sokak isimleri vs. ne bulursa. Bunların hepsi ilk bakışta anlamlı olmasa da alfabeyi yeni öğrenmeye başlamış bir kişi için okuduğunu hissetmek güven veriyordu.
Okumak için birilerinin yazması gerek. Bu yazı, kil tabletlerden parşömenlere, kağıtlardan elektronik tabletlere kadar değişen teknolojinin ürünü olarak karşımıza çıksa da, her devirde süregelen bir alışkanlık olmuştur. 2023 yılında Dünya üzerinde 2 milyon 200 bin kitap yazılmış. Sümerler, öyle zannediyorum ki bu kadar çok kitap yazılsın da, insanlar okusun diye bulmamıştır yazıyı.
Sadece 2023 yılında yazılan kitaplardan milyonda birini bir ayda okusak bile ortalama olarak, yıllık Dünya’nın en fazla kitap okuyan ülkesi Amerika’yı geçmiş oluruz. (2023 yılında yazılan kitapların milyonda biri 2.2 kitap yapmaktadır ki bu da bir yılda ortalama 26 kitap yapar. Dünya’nın yıllık ortalama olarak kişi başı en fazla kitap okuyan ülkesi ise 17 kitapla Amerika’dır.) Matematiksel işlem için mazur görün aklımıza tam oturması için yapmak istedim.
Yazı, okumak için bu kadar öneme sahip olduğu halde herkes yazı yazıyor mu veya yazdığını mı zannediyor. Nitelikli yazı var mıdır? Mesela bu satırları yazmak için bilgisayarın klavye tuşlarına bir bir basarken yazı yazmış mı oluyorum?
Türk Dil Kurumu’na göre yazı eylemi “Söz ve düşünceyi özel işaret veya harflerle anlatmak“ olarak ifade edilmektedir. Türkiye’de insanların yarısı hiç okuma yapmadığını söylerken bile, dünyanın dört bir yerinden, hatta siz bu yazıyı okurken bile yazılar yazılmaya devam etmektedir. Bu kadar yazı okunması için, belki bir kişinin ihtiyacını giderir niyetiyle yazılmıyor mu? Bu sorunun cevabını sizlere bırakıyorum.
İhtiyaç demişken Türkiye’de ihtiyaç listelerine baktığımız zaman kitap, 235.sırada yer almaktadır. Bu istatistiki veriden okumanın hiç de ihtiyacımız olmadığını çıkartabiliriz zannımca veya hüsnü niyetle kütüphanelere giderek orada okuduğumuzu düşünebiliriz. Ama hüsnü niyetimiz de çok uzun sürmeyecektir çünkü 2022 TÜİK verilerine göre son 12 ayda kitap okuduğunu söyleyenler içerisinde en fazla oran 15–24 yaş aralığında gelmektedir o da %50. Neredeyse ülkemizde 10 kişiden 7’si 12 ay içerisinde hiç kitap okumamış. “Bir nesil kitap okumazsa, bir sonraki nesil konuşamaz hale gelir” işin daha da kötüsü konuşamadan iletişim olmaz.
Okumanın veya yazmanın en iyi tarafı iletişimi kuvvetlendirmek olsa gerek. Okuyan bir insan, kendisine anlatılmak isteneni gayet iyi anlar, yazan insan da anlatmak istediğini gayet iyi anlatır diye düşünüyorum. İstatistiksel verileri baktığımız zaman söylemek istediğimi daha net anlatmış olacağım.
OECD tarafından yayınlanan rapora göre Türkiye nüfusunun %40’ı kendi anadilinde okuduğunu anlayamıyor. (Bu sayı yaklaşık olarak 32 milyon insan demek oluyor.) PISA’ya göre, (ülkelerin eğitim sistemlerini karşılaştırmak için üç yılda bir yapılan uluslararası sınavdır bu) 15 yaş seviyesi okuma anlama sonuçlarında ölçmeye katılan 37 OECD ülkeleri arasında 30.sıradayız. İşin kötü tarafı 2000 yılından itibaren yapılan bu sınavda hiç ortalamanın bile üzerine çıkamamışız. En kötüsünü sona sakladım yetişkinler kategorisinde, iş yerinde problem çözmede son sıradayız. Belki de, ülkece iletişim sorununun en temel ögesi olan anlamama (anlaşılamama) işini okuryazar hale gelerek çözmemiz gerekmektedir.
Bu kadar yazıyı okuduktan sonra okumanın ne demek olduğunu, yazmanın ne demek olduğunu anladık da okuryazar ne demek? Hem okuyan hem de yazı yazan anlamında kullanılan bir ifade midir? Yoksa farklı bir mana mı içermektedir? 1957 yılında Unesco tarafından yapılan tanımlamada okuryazarlık “günlük hayatta yer alan kısa ve basit bir cümleyi anlayarak okuyup yazabilme” olarak ifade edilmektedir.
1978 yılında okuryazarlık “bireyin, toplum düzeninin etkin bir şekilde çalışabilmesi için gereken okuma yazma ile ilgili tüm etkinliklerde bulunabilmesi, okuma, yazma ve hesaplama becerilerini kendisi ve toplumun gelişimi için kullanabilmesi” olarak ifade edilmektedir. Yine Unesco tarafından 2004 yılında yapılan tanımlamada ise okuryazarlık “çeşitli bağlamlarla ilişkili basılı, yazılı ve görsel materyalleri tanımlama, anlama, yorumlama, oluşturma, iletişim kurma ve hesaplama becerisi” olarak ifade edilmektedir. Eylem aynı eylem olsa da yıllar içerisinde ifade ettiği manalarda hep derinlik kazanmış ve bu eylemi yapacak kişilerin, kendilerini günün konjektörüne göre yetiştirmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Elbette okuyacağız elbette yazacağız ama kısıtlı bir ömre ne kadar kitap ve yazı sığdırabiliriz ki? Mevlana’nın dediği gibi hiç ölmeyecekmiş gibi Dünya’ya çalışsak bile, yine de bilgilerin tamamını hatmedebilir miyiz? Kesinlikle hayır. Sorun şu ki işlerimizi bile yetiştiremediğimiz zamanı, kitap okumaya, araştırmaya nasıl ayırayacağız da okuryazar olacağız? Bunun cevabı çok basit, merak edeceğiz. Okuryazar olma işi aslında bir merağın, bir araştırmanın sonucudur.
Yapılan araştırmalara göre günümüzde 98 farklı okuryazarlık kavramı bulunmaktadır. Bunlardan en bilinenleri hiç şüphesiz ki finansal okuryazarlık, medya okuryazarlığı gibi kavramlardır. Bağlamdan kopmamak adına şunu dile getirmek istiyorum. Merak edelim, araştırma içerisinde olalım diye hep söyledik ama tabirimi mazur görün maymun iştahlı da olmayalım. 98 okuryazarlığın tamamını öğrenmeye çalışmayalım ki zaten birbirinden farklı bu kadar okuryazarlığın tamamını öğrenmeye çalışmak, pratikte mümkün olmadığı gibi, konunun ana fikrini kavramamızı da bir hayli zorlaştıracaktır.
Bu noktada asıl üzerinde durmak istediğim husus; okuryazarlık kavramını, tüm boyutlarıyla ele almak. Gerçek anlamda okuryazar olmak, yalnızca okumayı, yazmayı bilmek değil; okuduğunu anlayabilmek, eleştirel bir süzgeçten geçirebilmek ve edindiği bilgiyi doğru biçimde başkalarına iletebilmek gibi, birbirini tamamlayan çok yönlü becerilerin bir arada bulunmasıyla mümkündür.
Uzun bir yazıyı bitirirken son olarak, okuryazarlık işi yalnızca kitap okumakla değil, bir video izlemek, podcast dinlemek veya o konuyla ilgili belirli yerleri ziyaret etmekle de ziyadeleştirilebilir. Buna yönelik izlediğim bir film ve diziyi, dinlediğim podcasti ve okuduğum kitabı bölüm sonunda sizlerle paylaşacağım.
Okuryazar olduğumuz zaman daha da mı kolay olacak işler? Tabii ki de hayır ama en azından farkında olacağız zamanın ötesinde. Amacımız saatlerce bir kitabı eline alarak yazılara göz gezdirmek değil bir merağın sonucunu öğrenme olmalı, entelektüel sermayeyi güçlendirmek olmalıdır. Bu sebeple meraklı bir okuryazar olmalıyız.
Alvin Toffler’ın da söylediği gibi “21.yüzyılın cahilleri, okuma yazma bilmeyenler değil; okuyamayanlar, öğrendikleri yanlış bilgileri değiştiremeyenler ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.”
Bölüm Notları/Kaynaklar:
- Dizi “Anne with an e” Film “Edebiyat ve patates turtası derneği”
- Podcast “Haddini aşan yaşam rehberi (Okumak)/M. Serdar Kuzuloğlu”
- Kitap “Neksus/Yuval Noah Harari”
- PISA 2018/2022 raporları
- UNESCO 2017 verileri
Yorum bırakın